13 Ekim 2010 Çarşamba

Uğursuzluk tabi biraz Alper

Dün nasıl cenabet bir gündü anlatamam. Aslında eve geldiğim anda yazmak istedim ama ev arkadaşım Göğüs ile fırında patatesle körili tavuk yaptık, yemeği bitirdiğimizde saat onbirdi ve ben yatağa kadar nasıl gittim anlatamam.

Sabah uyandığımda her şeyden habersiz hava ne kapalı diye mıymıklandım. Zaten gece beş buçukta yatmıştım yatağa, sabah dokuzda kalkmak bu yüzden bir işkence oldu. Neyse duşa girdim, giyindim, çıktım. Okula yarım saat evvel gittim çünkü önce bir ödevi bastıracaktım -evde printer yok- neyse sonra maileme giremedim. Yaklaşık olarak bir yüz kere falan denedim, tabi bu arada ofluyorum pofluyorum, gözlerim doldu tekrar eve gideceğim diye ve mailimi kitleyince rahatladım, tıpış tıpış evime dönmek için arabaya bindim.

Yolda Alper aradı, ben Azerbaycan'a gideceğim, bir altı ay orada okula gideceğim, sonra yatay geçiş yapacağım dedi , tabi benim orada ip koptu. Bu telefonda bana işte yökte tanıdıkları olduğundan, işi nasıl halledeceğinden bahsediyor, benim düşündüğüm tek şey mayısta geleceğim dediği oluyor. Hesaplıyorum koca yedi ay ediyor, dersen ki zaten artık beraber yaşamıyorsunuz, son dört aydır da iki haftada bir görüyorsun ama başka bir ülkeden bahsediyor, hiç birbirini görmeden geçireceğin yedi ay çok uzun bir zaman. O döndüğünde ikinizde çok farklı olabilirsiniz, o zaman içinde ayrılabilirsiniz diyen küçük Yarım adalar beynimde çığlık çığlığa bağırmaya başlamış bile, benim ağzımdan tek çıkan hayırlı olsun, senin için önemli tabii bu, napalım geçer elbet bu süre de falan oluyor. Telefonu kapatıyorum, eve giriyorum.

İşlerimi hallediyorum, salak saçma ödevimin çıktısını almaya başarabiliyorum, gözlerim dolu bir derse girip, çıktıktan spnra ev arkadaşım Göğüs'ün yanına gidiyorum. Okulda yeni açılan bir restoran var, bilmemne soslu tavuk sipariş ediyorum, karnım da nasıl aç, bir yandan ağlıyorum, sigara yakıyorum, çabuk yemek gelsin diye garsonlara kaş göz yapıyorum, bugün eve tekrar nasıl döndüğümden falan bahsederken saate bir bakıyorum, dersin başlamasına on dakika var, okuldan uzak bır yerdeyiz, yemeğin yerinde yeller esiyor. Tabii küfürü savurup kalkıyoruz, diyorum Allah'ım düşene de sen vur, hiç acıma, her şey bok gibi değil, birde beni açlıkta terbiye et , sağol varol.

Derse giriyorum, arada biraz atıştırmak için bir şeyler alıp ağzıma tıkıyorum, iki saat dersten sonra, zaten Türkçe'sinden tek kelime anlamadığım adamın İngilizcesine maruz kaldıktan sonra, benim Göğüs'le buluşup, laflayıp sigara içip, kampüsün öbür tarafına bir arkadaşımızı almaya gidiyoruz. Ve ben arabadan indikten sonra zıp zıp zıplamaya başlıyorum benim çantam nerede diye, koltuğun arkasına bakıyorum, bagaja bakıyorum, yok yok . On dakikalık ben nerede unuttum telaşından sonra sınıfa bakmayı akıl ediyoruz ve tekrar kampüsün diğer tarafına gidip sınıfa çıkıyorum. Çantamı bir saat evvel oturduğum sandalyemin altında durmuş , bir hocadan ders dinliyor olarak buluyorum, ohh çekiyorum ve tarihe çantasını unutan ilk kız olarak geçiyorum. Telefonunu, cüzdanını, defterini kaybeden insanlar duymuştum ama bence kimse benim kadar abartmamıştır ya da kaybetseler bile benim gibi kırk saati geçkin bir sürede farkına varmamışlardır.

Neyse, bunların hepsi başıma gelmemiş gibi, aksilikler ardı ardına geliyor, gardımı alamıyorum. Kampüsün öbür tarafına gidip hiç park yeri bulamamamız ve bunun üstüne 10 dk uzaklıktaki bir tepeye arabayı parketmemiz yetmezmiş gibi, yürürken birden yağmur yağmaya başlayıp sıçana dönüyoruz, yarabbi şüküüür.

Okuldan çıkınca, şu Sev, Dua Et, Yemek Ye ya da buna benzer bir ad taşıyan filme gittik. Biranda deprem olup sinemanın üstüme yıkılmasını falan bekledim ciddi ciddi, bence o güne yaraşır bir son olurdu ama bir şey olmadı, güzel bir film izledim, bolca ilişkimi sorguladım, gitmek istediğime karar verdiğim yerler gördüm ve bir gün dünyayı gezmeye karar verdim. Ki ben aslında sevgilisine kul olmaya daha eğilimli bir kızım, içgüdülerim bu yönde, bana bıraksan birine kaçar hemen 10 tane çocuk doğurabilirim ama içimde başka bir kız daha var, daha çok ilişkilerimden sıkıldığım anda baş gösteriyor, asi, başınabuyruk, dolu şey yapmak isteyen ve çok boş vakti olmasına rağmen yapamayan.Bu süre devam ediyor belli bir süre, mesela Alper'den önce yaklaşık olarak on ay öyle biriydim, haftanın en az dört günü dışardaydım, arkadaş dediğim ama hepsi sadece gezmelik arkadaşlar olan dolu kişi tanıyordum, her akşam çıkacak beş on kişi buluyordum, sarhoş olup, deli gibi dansedip, sonrada kuytu köşelere kusuyordum çoğunlukla. Ama eğleniyordum, sonra aşık oldum, arkadaş dediğim insanlar teker teker gitti, etrafımda 3-4 kişi kaldı en fazla ve Alper.

Bugün Alper'le tekrar konuştum Londra 'ya gidicekmiş, Azerbaycan olayı yatmış, yarın kesinleşecekmiş. Kesin olan bir şey var ki o gidecek, kısa bir süre için ve böyle düşünmek istemiyorum ama bu ilişkide bitecek diğerleri gibi. Sınıfta kalacağımız sınav sanırım hızla yaklaşıyor, bense üç maymunu oynuyorum.

Bugünle ilgili yazacak bir iki komik şey vardı, ama şuan bir ağırlık çöktü üzerime umarım başka bir zaman aklıma gelir. Bana ve tek izleyicim Eylül'e iyi geceler şimdilik..

3 yorum:

  1. şimdilik tek izleyicin canım, uzun sürmez blogun büyür bu gidişle :)

    ilişkilerin bitiş tarihleri var, benim de hep kafamın köşesinde duran, içimi acıtan bir durum bu. düşünmeyi erteliyorum, zamanı gelince baş etmenin yolu bulunur diyorum.. ama orada ve var.

    http://hasanseker.blogspot.com/2010/10/bitisler.html hatta şöyle bir yazı yazmıştı, çok yakın bir dostum, demek ki herkes aynı şeyleri hissediyor demiştim.

    güçlü ol, ilerisini çok düşünmeden bugününden keyif almaya bak. aynısını kendime de tavsiye ederim :)

    YanıtlaSil
  2. erkekler için başka ülkelere gitmek çok kolay.arkalarında bıraktıkları ilişki ne kadar ciddi olursa olsun.aslında hiçbiri bunu umarsamıyor.sana ne derlerse desinler aslında onların gelecekleri hep tek kişilik ve hiçbir zaman bize yer yok onca verilen emekten sonra.evet çok acı ve evet bir tokat yemiş kadar can acıtsa da bu böyle. sanırım hep de böyle olucak.sanırım en iyisi bizim biraz duygusuzlaşmamız olur gibi.

    eylülün de dediği gibi bugünden keyif almaya bak geleceğe endeksle me pek kendini.

    YanıtlaSil
  3. Eylül, sana çoook katılıyorum ama ben bunu beklemeden edemiyorum, her başımıza gelen kötü şeyde ki bu ilk çıkmaya başladığımızda yaz tatiliydi daha sonra o bayar ve beni bırakır dedim olmadı ve yine sonra okulu bırakıp eve dönmesi oldu. bunların hepsinde bekledim gerçekleşmesini, korka korka, ama bir şekilde atlattık.Fakat bu yurtdışı işi sanki aşılması bunlar kadar kolay olmayan şeyler gibi tabi bilemeyiz, ilerleyen zamanda göreceğiz.


    banu, ilk önce çok sevindim, hoşgeldin sefalar getirdin, eylül'le seni aynı zamanlarda takip etmeye başladım , ikinizinde burada olması çok güzel.
    Bende dediğin şeyi yaklaşık bir altı ay evvel farkettim, bazı şeylerin onlar için ne kadar kolay olduğunu. çünkü hep beraber olmamız için onun sadece günde bir saat çalışması yeterliydi, ama şimdi başka şehirlerden , birkaç ay sonra başka ülkelerden bir ilişki için çırpınan, ya da boşveren insanlar olacağız. Bu konularda kızlar erkeklerden gerçekten çook farklı, her türlü fedakarlığı yapabilecekken nedense erkekler düşüncesiz ve kafalarına estiği gibi davranmayı kendilerine ülkü haline getiriyorlar. Ve benimde buna tek açıklamam bazı şeyleri önemsiyor gözükseler bile içten içe önemsemiyor oluşları...

    YanıtlaSil