26 Ekim 2010 Salı

Alper

Gelecek cuma günü, sabahı, evime. Buraya elini kolunu sallayarak geliyor , boxerları, eşofmanları, yatarken giydiği basket şortu, üç-dört adet erkek tişörtleri, yıkanmış ütülenmiş bir şekilde onu bekliyor.

Ben ise öyle hüzünlü, boynum bükük onu bekliyorum ki, içimden bir ses diyor, Yarımada bu son şansınız, hallettiniz hallettiniz yoksa sen yapamayacaksın böyle.

İki gündür konuşmuyoruz yine ve ben kimseye söylemedim yine nasıl ne şekilde kavga ettiğimizi. Kavga da etmedik ya, kavga etsek daha basit olurdu, diyebilirdim böyle şöyle dedi kalbimi kırdı, ama haksız olduğunu düşünmüyor gibi.

Sadece o gidiyor, ben onu tutamıyorum, hesaplar kitaplar da tutmuyor, ondan uzak dur o gelir ya da üstüne düş diyebilirsin ama hayır hepsini denedim, bir işe yaramıyor. Onu tutamıyorum, her gece ağlasam da ona yalvarsam da o gidiyor, tutamıyorum.

Telefon konuşmalarımız gittikçe azaldı, önce önemsemiyordum, benim okulum, onun işi, yorgunduk, bahanelerim hazırdı, avutuyordum kendimi. Sonra fark ettim, biranda değildi, önce yüreğime bir ateş düştü, o büyüdü büyüdü ve ben görmezden geldiğim, üç maymunu oynadığım her şey açığa çıktı, bir bir ve ben bunun altında ezildim, üç gecedir vücudumdan çıkan gözyaşının haddi hesabı yok, şaşırıyorum her sabah hala yaşadığıma, bana kalsa susuzluktan ölmem gerekirdi..

O beni aramıyor artık. Haftada bir belki. Telefonuma da baktım, evet gerçekten de aramıyor, benim kuruntum değil. Bir akşam arayıp, günün nasıl geçti diye sormadı bana, iyi misin bir sıkıntın var mı, üşütme kalın giyin ya da önemsiz bir şey ama şuanda aklıma gelecek bir şey, yemek yedin mi aç mısın gibi, normalde farketmeyeceğin ama aslında seni düşündüğünü gösteren, hiçbir şey sormadı bana. Ben aradım onu hep akşamları, dizi izliyorum dedi, yorgunum dedi, uyuyacağım Yarımada kapa hadi dedi. Benle konuşmadı, neden bilmiyorum, benle konuşmak istemiyor artık.

Telefon görüşmelerimiz topu topu günde beş dakika sürdüğü halde uzun sessizliklerimiz oluyor, inatla konuşmuyor, bozmuyor, sonra istediği cümleyi kuruyorum ona, tamam ben kapatıyım diyorum, o da sen bilirsin diyor. Hoşçakal diyip kapatıyoruz.

Sesimi duyunca mutlu olmuyor, yanıma gelirken bile mutlu olmuyor, eskiden böyle değildik, haftasonu ben ya da Alper şehirden ayrıldıysak, dönüşte saatlerce birbirimizden ayrılamazdık, saatlerce öpüp koklardık birbirimizi, sanki yıllardır ayrıymışız gibi.

Geçen cuma kamerada bir saat konuştuk, konuştuk derken açıktı, uzak bir ilişkiye sahip olmamıza rağmen hiç aç bir seni göreyim demez, ayda bir öyle eserse açarız, kapatırken ağlamaya başladım, sessiz sessiz, farketti, kamerayı kapattım, ağlama dedi, seneye yanına geleceğim dedi, umarım dedim.

Biz bitiyoruz, yanan bir mumun bitmek üzere olan fitilleriyiz, ilk elini tuttuğum, ilk göğsüne yaslandığım, uyuduğum , kokusunu ilk içime çektiğim, ilk koynunda ağladığım o gidiyor, bense sadece izliyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder