Alper gitti evet ama son günümüz çok güzel geçti. Gece yanına uzanıp uyumadan önce şöyle bir karar almıştım, hayır sormayacaktım neden o kızı aradığını, ne konuştuklarını ya da buna benzer şeyler çünkü iki haftada bir geliyordu topu topu üç gün beraber geçiriyorduk, konuşacak, beraber olacak kısıtlı zamanımız vardı bunla keyfimizi kaçırmayacaktım. Belki o Bursa'ya döndükten sonra sorarım dedim ve uykuya daldım. Sabah Alper'in dürtüklemeleriyle uyandım, neyse biz konuşmaya başladık, ondan bundan şundan, sonraaa en şirin halimle rüyamda ben seni o kızla görüştüğünü gördüm, yine mi aptalım bana malum oluyor hiç görüştünüz mü diye sıkıştırmaya başladım. Evet, çenemi tutamadım, yapacak bir şey yoktu, hem bu miniminnnacık yalanım sayesinde telefonunu da karıştırmış olmuyordum. Her şeyden yırtmıştım. Yaşasın çalışan beyin hücreleri!
Alper ise şöyle bir kafasını çevirdi her zaman yalan söylediği gibi saçma sapan bir soru yönelterek, konuyu dağıtmaya çalıştı. Yalan söylerken hep böyle yapar, daha çıkmaya başladığımızın ikinci haftası bunu keşfetmeme rağmen bunun farkında değil, üstümde yalancılık deneyimini yaşamasına izin veriyorum, gariban o, bırakın mutluluğunu yaşasın küçük burnu uzunum.
Ben de silahlarımı teker teker çekmeye, ordularımla kalesine saldırmaya devam ettim. İstanbul'u fetheden küçük Fatih gibi mutluydum, zafer benim olacaktı. Ama Einstein Alpercik telefonunu karıştırdığımı iddia etti, bende yalanıma devam ettim aaa rüyamda gördüm, benim hep içime doğuyor böyle şeyler biliyorsun diyip durdum. Neyse sonra, telefonuna baktığımı kabul ettim, ama nasıl şirinim yaarebbiiim, o halimle adam öldürüp ve tabii Amerika'da falan yaşasaydım, jüri bile gelip yanağımdan makas alabilirdi.
Sonuç ise koca bir hüsnü kuruntuymuş. O sinirle nasıl telefona baktıysam Alper değil kız bunu aramış ve gördüğüm gibi bir saat arayla değil 10 dk arayla olmuş konuşma. Alper işte olduğu için şuan müsait değilim demiş kız on dakika sonra yine aramış. Güldüm geçtim bende giyinip, süslendik dışarı çıktık.
Bir senedir beni götür dediğim Eymir Gölü'ne gittik, hatta zorlama bile yapmadım, kendisi gitmek istedi neredeyse. Bir İstanbul çocuğu olarak, su birikintisi göremezsem rahat edemiyorum, arada küveti doldurup küvete baktığım bile oluyor -abartı-. Alper'in amacı, tutturduğum yerin ne kadar kötü olduğunu bana gösterip, daha sonra bunu bahane edip beni hiçbir yere götürmemekti tabi ama hüsrana uğradı. Üç seneyi aşkın süredir buradayım ve gittiğimiz en güzel yerlerden biriydi. Tıka basa kahvaltı ettik, gölün kıyısında, ördekler falan yüzüyordu dibinde çok güzeldi.
Sonra bir iki alışveriş çılgınlığı yaşadık, evet alışveriş sever bir sevgilim var, herkesin arayıp bulamadığı şey! Oradan çıkıp Alper'in arkadaşlarıyla takıldık gece yarısına kadar, sonra eve gelip bir şeyler yedik saat bir sularında, kalorilerimizi almış olmanın rahatlığıyla hemencecik uyuduk.
Sabah altıda uyandırmak istemeye istemeye dürttüm sabah. Hatta bir ara arkanı dön uyu Yarımada çok denedim ama uyanmadın dersin diye düşündüm. Neyse sonra uyandı, giyindi, beni öptü kapıda, arabasına bindi ve gitti. Bense kalakaldım balkonda geceliğim, gözyaşlarım, pofuduk terliklerim ve sarındığım battaniyeyle. Bir süre arkasından bakakaldım, sonra bir ürperdim, girdim yatağa sarıldım yastığa. Üç gecede o kokmuştu öyle bir hüzünlendim falan sonra her ayrılışımızda bunu kendine yaşatma dedim ve bir süre sonra kabuslar eşliğinde dokuz buçuğa kadar uyudum.
Sabah canım okula gitmek istemedi, yemek yemedim, sigarayı bıraktım, ödevlerimi yapmadım, biraz çıkıp araba kullandım, ve dört saat salonda tv karşısında uykuyla uyanıklık arasında ince çizgide gidip geldim.
Daha şimdiden özledim onu, bugünden itibaren Alper haricinde şeyler yazmaya başlayacağım, kendimi sevgilisinden başka bir hayatı olmayan sıkıcı, iğrenç kızlardan hissetmeye başladım Şimdi ben ödevlerime doğru gidiyorum, Okan'da obezite konusunu işliyor, bende bir kilo versem diyorum ama hazırladıkları videolar canımı feci bigmac çektirtti bu ne perhiz bu ne lahana turşusu kardeşim?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder