9 Ekim 2010 Cumartesi

Entrika!

Alper geldi. Dün güzel bir gece geçirdik, içtik sıçtık, eve geldim salak salak dans ettim, pazar günü gideceksin diye ağladım bile. Evet bütün duyguları bir geceye sığdırdım ne mutlu bana! Şimdi karşımdaki koltukta yatıyor, horluyor, salyalarını yeni silinmiş koltuklarımıza akıtıyor. Üstüne battaniyeyi örttüm, şuan rahatı yerinde gibi.

Ama benim rahatım yerinde değil. Hatta evet rahat batıyor, olanları anlatacağım. Koltukta beraber oturmuş, battaniyenin altında televizyona bakarken, baktım bu yavaştan uyku moduna geçiyor, kalktım yatağımın üstündeki ıvır zıvırları topladım, yatağı açtım ve bu işleri yaparken kıyafetlerini kaldırıyordum ki pantolonundan cep telefonunu aldım. Masaya koyarken şeytan dürttü, zaten birbirimize 700 km uzaktayız, günde bir-iki kere konuşuyoruz neyse ya bahane üretmiyorum merak ettim telefonunu karıştırdım tamam mı, evet iğrenç bir insanım, olabilir ama sevgilisinin telefonuna hayatta bakmayacak bir kız var mı birde şartlarımız düşünülürse. Gördüğüm ise takık olduğum bir kızı aramış, ayın birinde, iki kere biri saat altıda birde saat yedide, herhalde görüştüler ki iki kere aramış ve bu kız yüzünden biz iki hafta evvel Alper yine buradayken o kız aradı diye kavga ettik. Bir buçuk yıl boyunca ondan istediğim tek şey sadece o kızla görüşmemesi ve konuşmamasıydı, onu bile yapamıyorsa bir şey diyemeyeceğim.

Peki yarın sabah uyanınca bunu ona sormalı mıyım? Telefonunu karıştırdım dersem haklıyken birden haksız duruma düşebilirim, iki ucu boklu değnek. Bunu içimde tutamam da offf bilmiyorum gerçekten sinirim bozuldu gece gece.

En iyisi ben şu salağı uyandırayım da gitsin zıbarsın yatakta, bende okan'ı seyredip, biraz gülebilirim. Bu erkeklerin hepsi mi yalancı ya anaların karnından mı böyle doğuyorlar tövbe yarabbim.

7 Ekim 2010 Perşembe

Hoppala Hoppala!

Alper'le barıştık. Zaten ayrılacak halimiz yoktu ya ne sandın. Buraya kadar iyi hoşta asıl haber büyük ihtimalle yarın gece bu saatlerde evimde olacak , birbirimize sarılıp uyuyacağız, kokusunu içimi çekeceğim ve yanaklarını öpücük manyağı yapacağım! Hoppidi hoppidi salla kalçayı sağa sola !!!

Nasıl mutluyum nasıl huzurluyum bir bilsen. Şimdi yatcam kalkcam okula gidicem bi bakıcam o gelicek! Neyse mutluyum inşallah bir aksilik çıkmazda gelir çünkü 2 hafta olacak onu görmeyeli ve nefret ediyorum onsuz günlerimin geçmesinden. Şimdilik böyle. Eğer gelirse iki gün boyunca pek bir şey yazacağımı sanmıyorum, ama gittiği gün gözyaşları içinde yine sıkıcı sıkıcı şeyler karalayacağıma eminim. Haydin Yarımada kaçar

4 Ekim 2010 Pazartesi

Yeni Bir Gün Yeni Bir Umutsuzluk...

Bu blog gittikçe umutsuzluk bloğu oluyor farkındayım ama yapacak bir şey yok. Zaten izleyicim de yok o yüzden ben kendi havamda takılmaya devam etmeliyim. Okuyup sıkılıyorlar , durmadan vır vır şikayet ediyorum, ruhsal velvelerimi anlatıp boğuyorum demek için bir sebebim yok.

Herneyse... Alper bugün de aramadı. Şaşırdım mı? Ayıpsın gram aramasını beklediysem ayağım takılsın yere kapaklanayım. Yok bu da ağır oldu belki gram kadar beklemişimdir. Neyse! Vurgulamak istediğim arasa daha şaşırtıcı olacak olmasıydı.
Dün akşam ona ağır bir mesaj attım. Tabi o sabah sersemliğiyle ona hiç ağır gelmemiş olabilir hatta okuyup silmişte olabilir. Cevap atmadı.

Şimdi birazdan uyuyacağım ve yeni bir güne uyanacağım. O olmayacak, ben burada olacağım, onsuz sevmediğim Ankara'da, okula gideceğim, birkaç arkadaş göreceğim, birkaç saatliğine kafam dağılacak. Ama hep aklımda şunu düşüneceğim, biz Alper'le bu işi kıvıramayacak mıyız? Uzaktan bu ilişkiyi yürütemeyecek miyiz, o beni artık sevmiyor mu, bana değer vermiyor mu, ben gidersem Bursa'ya eğer artık bir şeyler yaparız, ben seni kaybetmek istemiyorum diyen adam dediklerini geri aldı mı? Hayır, o bana yüzük alacağız dedi diye yatıp kalkıp yüzük beklemiyordum, evlilik hayallerinde değildim ben daha 21 yaşındayım o 22 böyle bir beklentim ya da hedefim yok ama ne biliyim, karşısına alıp benle konuşmadı, bak Yarımada ben gidiyorum ama bunu becereceğiz demedi. O okulu bırakıp döndü Bursa'ya ben kaldım burada, onla uyuduğum yatakta, onla televizyon izlediğim salonda, ona yemekler yaptığım mutfakta. Evin her köşesi o ve ben.

Giden olmak mı kolay kalan olmak mı bilmiyorum. Şuan kalan kişiyim ve bu yeteri kadar zor sadece bunun farkındayım. Ama en azından ben alıştığım düzeni sürdürüyorum, o ailesiyle beraber bir eve tıkılıp kaldı, okulunu bıraktı, evinden taşındı, arabasını sattı, her sabahın köründe işe gitmeye başladı ve okulunu bıraktığı için babası tarafından ezilmeye maruz kaldı. Ben ise sadece her sabah uyanma sebebimi kaybettim, akşamları beraber uyuduğumuz, sabahları kalktığımız zaman durmadan şükür ettiğim, dünyadaki en güzel şey olduğuna inandığım şeyi kaybettim. O da belki bunları kaybettiğini düşünüyordur, ama belki ,çünkü o bu tarz şeyleri düşünen biri değil pek.

Özledim onu. Depresyona girmeden yaşamaya çalışıyorum, yapabilecek miyim bu ise koca bir muamma.

3 Ekim 2010 Pazar

Kavgalar Mavgalar Gelir Beni Tırmalar!

Alper'le yine kavga ettik , yine telefonlarımı açmıyor , msnden faceden yazdığım şeylere cevap vermiyor. Bu genel huyudur, şaşırtıcı olan bir şey yok, kapısında köpek olmama zaten çok uzun zamandır alıştı. Böyle günlerce süründürür beni , ben artık pes etmem ve siktiri çekip arkamı döneceğim an gülerek konuşmaya başlar benle. İşte o an, ağlayan, bu iş sanırım olmayacak diyen kız gider dünyanın en neşeli kızı şakımaya başlar. Konuşmak demiyorum dikkat, şakımak diyorum, çünkü bu ikisi arasında koca bir fark var benim için.

Buna alıştım aslında ama her seferinde öyle kırılıyorum ki aslında sanırım bunu bilmiyor. Ben seviyorum onu, ilk günden beri çok sevmişimdir, gözünün içine bakarım, onun doğrusu her zaman benim de doğrumdur, o ne derse kabulümdür ama böyle zamanlarda ona olan sevgim hep azalıyor içimde, belki çok minik minik ama sanırım bir gün gelecek ve ben artık sevmiyorum bu çocuğu diyeceğim, bu en büyük korkum.

Hele güven meselesine gelirsek, mesela 3-4 ay evvel , çok içim rahat bir şekilde şunu diyebilirdim, Alper beni asla yalnız bırakmaz, ben onun için çok değerliyim, ona çok güveniyorum. Şimdi ise hayır, o beni bırakabilir, ona güvenmiyorum. Bunun için ille de benim bir şey yapmama da gerek yok, babasıyla abisiyle kavga etmiş olabilir, siniri bozulmuş olabilir ve telefonlarımı bir hafta açmayabilir, açarsa bana bağırabilir, yüzüme telefonu kapatabilir. Bunları daha önce yaşadım yarın da yaşayabilirim. Dengesizdir, çoğu zaman sorumsuzdur, ağzından iltifat namına hiçbir şey çıkmaz, seni seviyorum demez, aşkım demez, facebookta ilişkide yapmaz, ailesine tanıştırmaz. Böyle bir insandır. Ama dersen iyi yanı yok mudur vardır tabi, ama şuan telefonlarını açmadığı için iyi yanlarını sayamayacağım.

Kırılıyorum çünkü ben bu çocuk için çok şey yaptım, yeri geldi ailemi, en yakın arkadaşlarımı kırdım. Ruhumu, bedenimi ona verdim. İlk aşkımdı, bütün ilklerimdi ve o erkek aklıyla büyük ihtimalle buna güvendi. Ben onun için şunu yaptım bunu yaptım o bana yapmadı demek istemiyorum, yeri geldi o da bir şeyler yaptı kendince ama işte sorun bu kendince. Onun için yaptığı en büyük şeyler, aslında her uzun ve ciddi ilişkilerde yapılan şeylerdi, o bunu anlayamadı, kavrayamadı.

Neyse işte kavga diyordum. Çok yakın bir kız arkadaşımın ailesinin evine mangala gidecektik üç kız buna hayır dedi arkadaşlarıma söz verdim dedi küfür edip telefonu yüzüme kapattı. Olayımız bu.

Zaten beni bırakıp gitti, ben burada Ankara'da yalnız başıma kaldım ve sevgilimin yanında olayım diye düşünmek yerine böyle saçma kavgalar çıkarıp, telefonlarıma da cevap vermiyor. Dışarıdan biri bunu okusa acaba bizim hakkımızda ne düşünür çok merak ediyorum... Çocuk sana hiç değer vermiyor falan der herhalde. Belki de öyle, belki sadece ben buna inanmak istemiyorum, bilmiyorum...

O Öldü

Bir rüya gördüm ve üç kere bu rüyadan uyanmayı, güzel şeyler görüp sabah huzurlu bir şekilde kalkmayı istedim. Ama rüya inatla her uyuduğumda farklı bir yerinden sürdü ve şuan kamyon çarpmış gibiyim.

Bu öyle bir rüyaydı ki tanımadığım bir çocuk için saatlerce ağladım rüyamda, tanımadığım bir dünya içinde. Çocuğun adı Onur'muş ve benim en büyük aşkımmış. Nasıl tanıştığımızı nasıl beraber olduğumuzu tam olarak hatırlamıyorum. Rüyanın en başından iki kız dört erkek takıldığımızı, deli gibi eğlendiğimizi, çocuğun yanında vücuduma ateşler bastığını, yine Onur'un eski bir kız arkadaşının olduğunu ve bu kızın kıvırcık saçlı olduğunu hatırlıyorum. Sonra Onur ölüyor , kıvırcık saçlı kızla beraber, bir arabanın içinde. Ben onu görüyorum evinin önünde tabutta, ve öyle bir ağlıyorum ki öyle bir bağırıyorum ki , yere yığılıyorum ve kalkamıyorum. Asansördeyim , önümde bir çocuk var ve kollarımın bileklerinden tutup kaldırmaya çalışıyor beni , bizim de canımız acıyor gibi bir şeyler söylüyor ama ben , tarifi imkansız bir acı içindeyim, uyandığımda öyle kötü hissediyordum ki , biran telaşlandım gerçekten Onur ölmüş ve ben onun kız arkadaşıyım sandım. Odama bakındım, biraz nefes aldım merak etme Yarımada dedim, Onur diye birini tanımıyorsun. Hadi yat uyu güzel şeyler gör öyle kalk bu halde kalkarsan günün bok gibi geçer dedim ve tekrar uykuya daldım.

Rüyamda birkaç farklı yerdeydim. Mesela iş yerindeydim ruh gibi dolaşıyordum, herkese bağırıyordum , sonra birden kendimi yerlere atıp onu kaybettim diye ağlıyordum. Evdeydim, abim çok kötü bir haldeydi , kendini odaya kitlemiş, bir odada , o odadan çıkmadan bir yaşam sürüyordu, ve ona yardım ederken biranda o aklıma geliyordu ve kapı eşiğinde iki büklüm ağlıyordum yine, lütfen diyordum çok kötüyüm, yaşayamıyorum. İki hafta geçiyordu üstünden , arkadaşlarım arıyordu , lütfen Yarımada diyorlardı , lütfen iki hafta oldu o öleni, bir dışarı çıkalım, bir hava al diyorlardı , ben telefonda ağlamaya başlıyordum sessiz sessiz , o gideli iki koca hafta oldu ve onsuz iki hafta yaşadım mı. Rüyanın başka bir yerinde ise telefonumda Aşk yazan Onur'u aramaya çalışıyordum. Bakıyordum telefona öyle , arasam diyordum o çıkar mı , sesini duyar mıyım, telesekreteri var mıydı bilmiyorum ama diyordum arasam belki telesekreteri çıkar , çünkü sesini unutuyorum , nasıl bir şeydi sesi benle nasıl konuşurdu unutuyorum. En kötü ihtimalle ne olabilir ki , annesi çıkar , onunda telefonunda kocaman Aşk yazar ve ben , olmayan onu aramış olabilirim. Sonra rüyanın başka bir yerinde, diğer çocuk, onun evi, ve onun dokunuşları, sözleri arasında buluyordum kendimi, diyordu ki ben hep seni sevdim, sen Onur'layken bile, hem Onur , kıvırcık saçlı kızla arabayla nereye gidiyordu, ben seni sevdim... Ve benim bedenim ateş gibi yanıyordu o anda, belki şehvetten , belki kendime hiç sormak istemediğim soruyu bana sorduğumdan, belki Onur'u özlediğimden. Hepsi birbirine giriyordu ve ben kendimi yine küçücük bir asansörde buluyordum, yine ağlıyordum, öyle bir ağlıyordum ki nasıl bu kadar gözyaşı o minnacık bedenimden çıkıyor şaşırıyordum. Onur'a kızıyordum , beni bıraktığı için , geride kalan ben olduğum için, beni de yanında götürmediği için ve o anda ölmek istediğime karar veriyordum.Ölmek... Onur'a kavuşturur muydu beni? Ya da intihar ettiğim için ona , bir gün kavuşma şansım varsa bile onu kaybetmeme mi neden olurdu.

Uyandım, acıyla, tükenmiş bir şekilde, korkunç bir baş ağrısıyla. Dayak yemiş gibiydim, kapa gözlerini Yarımada dedim kapa uyu biraz, kalktığında bunların hiçbirini hatırlamayacaksın rahat ol.

Uyuduğumda yine oradaydım , yine onların arasındaydım , iş yerindeydim ve çok telaşlıydım. Camdan bakıp sessiz sessiz ağlıyordum. Biranda geliyordu bu ağlama dürtüsü. Ne kadar olmuştu Onur'u kaybedeni bilmiyorum. Ama sanki zaman geçmiş gibiydi üstünden , yine ağlıyordum , o intihar düşüncesi kafamdan çıkıp gitmişti , bağırışlarım geçmiş ağlamam daha bir sessiz olmuştu. Ve ben rüyamın en başındaki , hani Onur'la beraber takıldığımız diğer kızla , aynı odadaydım . Aynı iş yerinde çalışıyorduk. Karşımda oturan aynı kızdı ama rüyanın en başındaki sevecen , yakın arkadaşım olan kız gitmiş, yerine benden nefret eden tiksinen , yüzüme nefretle bakan bir kız oturmuştu. Onur öldüğünden beri , herkeste nefret uyandırmıştım. Ağlıyordum yine kızın önünde, mahçup mahçup ve kız bana bağırıyordu. "Benim canım acımıyor mu sanıyorsun? Onur benim arkadaşımdı. O öldüğünden beri ölüyorum Yarımada, ölüyorum anlıyor musun?" Ben ise "Anlamıyorsun , ben deliriyorum , geçen gün ağlarken neye ağladığımı unuttum, anlıyor musun beni , ağlıyordum ve onur gelmedi aklıma , biri için ağladığımı hatırladım ama bu sefer adı gelmedi aklıma , ben unutuyorum onu , deliriyorum ve unutuyorum. O elimden kayıp gidiyor, ben hala çok üzülüyorum ama neye üzülüyorum onu bile hatırlamıyorum." Kızda ağlamaya başlıyor, sanki beni anlamış gibi ve ben tekrar uyandım ve bu sefer yataktan kalkıp bir sigara yaktım , bir kere daha rüyanın devamını görmekten korktum.

Ben rüyamda, tam üç kere birini kaybettim diye defalarca ağladım. Her uyandığımda onu gerçekten tanıyormuşum ve gerçekten ölmüş gibi hissettim. Rüyadan çok etkilendim ve bunu paylaşmazsam Onur yine ölecek diye korktum rüyalarımda. Çünkü anlaşılmaz bir şekilde sevdim onu, yüzünü bile hatırlamasam bile mantıksız bir şekilde rüyamdaki ölüsünü sevdim...

30 Eylül 2010 Perşembe

Ne Güzel Okşarsın Sen Öyle Arabayı

Biraz evvel arabamla bir arabaya dokundum. Çok hafif , çok nazik bir dokunuşta ne bana ne ona bir şey oldu ama böylece dar yerlerde sıkışık kalmam ikinci kez başıma geldi. Kabul etmiyorum ki kötü araba kullanıyorum, dikkatsizim ya da kontrolsüzüm ama bazen park ederken ya da parktan cıkarken iki araba arasında kalabiliyorum. İşte o an allah allah nasıl bir panikliyorum nasıl rezil oldum diye telaş yapıyorum ve iyice panikleyip salak şeyler yapıyorum. İkinci kez oldu evet ama noluuur üçüncü kez olmasın yaaa. Neden her yer böyle dar, sıkışık anlamıyorum, geniş geniş park yerleri olsa rahat rahat girip çıksak olmaz mı yani?
Öbür arabayı okşadıktan sonra yaptığım şeye gelince hemencecik topukladım. Evet, en ufacık bir çizik bile olmamıştı ama topuklamamın nedeni rezil oldum düşüncesiydi. Ve aynı şey başıma ikinci kez aynı yerde geliyor. Sanırım bir kez daha aynı yere park etmeyeceğim olacak ve bitecek böylece üçüncü kez aynı şey başıma gelmeyecek.
Her neyse sabah başıma gelen bu tatsız şeyden kurtulmak için şimdi gidip yarım saat kestireceğim ve sonra okula gideceğim tıpış tıpış. Zaten yaptığım tavuk göğsü hiçbir şeye benzememiş. Tavuk göğsü desen değil, muhallebi desen hiç değil , un helvası tadında, donmayan yumuşak mama gibi bir şey. Nasıl heveslenmiştim ilk tatlı yapışımda çok lezzetli dillere destan bir şey olacak diye... Hep böyle oluyor tarifine internetten baktığım her şey bir garip tadla, kıvamı bir enteresan olarak karşıma çıkıyor. Her şey sanki yeteri kadar keyfimi kaçırmamış gibi hava da böyle bir kasvetli karanlık, zaten uykumu almamış bir şekilde uyandım bu hava da üstüne keyfimin üstüne limon sıkıp durdu.
Belki yarım saat kestirmeden sonra enerjik keyifli bir şekilde uyanıp okula giderim kim bilir? Arabama binip önümdeki tüm arabaları dokunup dokunup kaçarım ! Çekilin yoldan araba pokelayıcısı geliyoooor!

29 Eylül 2010 Çarşamba

Yalnızlık

Bu aralar kendimi o kadar yalnız hissediyorum ki. Sevgilim Alper gitti gideli bu Ankara sanki daha bir tatsızlaştı. Daha önce sevdiğim odam, evim, okulum, Ankara'daki yalnız yaşamım çekilmez oldu. Dostlarımdan sıkılır oldum.
İçip içip sarhoş olasım var. Ama içmekten deli gibi nefret ederim. Ertesi günü ayrı bir çekilmez olur. Sabah uyanıp bayılmışlığım , her yerin kapkaranlık olmuşluğu bile var. O yüzden içmiyorum da. Ve sanırım yine sigaraya başladım. Altı aydan fazla bir süreden sonra yine içmeye başladım. Gurur duymuyorum ama şuan için rahatsız da olmuyorum. Bir süre daha içer sonra alışmadan yine bırakırım diye düşünüyorum. Hem böylece çok özlemiş oluyorum. Alıştığımın haricinde farklı bir tad alıyorum.
İki senedir Ankara'da yalnız yaşıyorum ve hiç her sabah annem babam aklıma gelen ilk şey olmamıştı. Gün içinde onları çok düşünüyorum. Çok özlüyorum. Bazen şu okulu bırakıp İstanbul'a geri dönesim bile geliyor. Evet, bunların hepsi tamamen Alper'le ilgili. Onunlayken, onla beraber yaşarken aklıma en son annemler geliyordu. Her telefonda konuştuğumuzda kısa kesip tekrar onun yanına dönmek için sabırsızlanıyordum. Şimdi ise uzattıkça uzatıyorum, annem ve babam sevgilimmiş gibi günde en az 1-2 saat konuşuyoruz. Sanırım onlar da kendimi yalnız hissettiğimi anladı o yüzden durmadan arayıp duruyorlar.
Alper'i çok özledim. Daha geçen haftasonu yanımda, yatağımda beraber iki gün geçirdik ve o yine gitti bir daha gelmesi en azından 2 hafta sürer. Ve ben bu iki hafta da sadece onu düşünüp, onu özleyip, onsuz buranın ne kadar anlamsız olduğunu düşüneceğim sanırım.
Yalnızım... Ve sanırım hayatımda ilk defa bu kadar yalnızım. Ailemden , sevgilimden bedenen kilometrelerce uzağım. Arkadaşlarıma ruhen uzağım. Birde kendime uzağım sanırım en önemlisi bu. Yüzüm gün geçtikçe değişiyor, o koca yanaklarım eriyor, varlığından haberdar olmadığım elmacık kemiklerim çıkıyor. Bir sabah uyanıp hiç tanımadığım bir yüze bakacağımdan korkuyorum. Duygularımdan şüpheye düşüyorum bazen. Yani bir gün tanımadığım duygularla ve yüzle ortalıkta dolaşacağım. Ve o gün ben sanırım Yarım Ada olmaktan çıkacağım.